Bir efsanenin daha sonuna gelindi ve dört sezondur yayında olan Yaprak Dökümü dün gece itibariyle sona erdi. Rating canavarı yapımların senaristliğine imza atan Ece Yörenç ve Melek Gençoğlu'nun, Reşat Nuri Güntekin'in klasik eserinden uyarladığı yapım, Çarşamba gecelerini adeta parsellemişti. 2006 yılının Ağustos'unda teaser'ları döndüğünde çok izlenecek bir dizi olduğunu anlamıştım. Ama okulum dolayısıyla ilk iki sezonu yarım yamalak izleyebildim ve sadece son iki sezonu takip edebildim. Bence Türkiye'de yapılmış iyi uyarlamalardan biriydi ve sağlam bir dramaydı. Bunda senaryodan çok, oyuncuların profesyonelliğinin de etkisi büyük. 30 Aralık 2010 Perşembe
Yaradey yaraday: Bir efsanenin sonu
Bir efsanenin daha sonuna gelindi ve dört sezondur yayında olan Yaprak Dökümü dün gece itibariyle sona erdi. Rating canavarı yapımların senaristliğine imza atan Ece Yörenç ve Melek Gençoğlu'nun, Reşat Nuri Güntekin'in klasik eserinden uyarladığı yapım, Çarşamba gecelerini adeta parsellemişti. 2006 yılının Ağustos'unda teaser'ları döndüğünde çok izlenecek bir dizi olduğunu anlamıştım. Ama okulum dolayısıyla ilk iki sezonu yarım yamalak izleyebildim ve sadece son iki sezonu takip edebildim. Bence Türkiye'de yapılmış iyi uyarlamalardan biriydi ve sağlam bir dramaydı. Bunda senaryodan çok, oyuncuların profesyonelliğinin de etkisi büyük.
Twitter Takip
27 Aralık 2010 Pazartesi
Bir kariyer nasıl mahvedilir?
90'lar Türk popu deyince kaç tane isim sayılabilir ki? Aşkın Nur Yengi, Yonca Evcimik gibi isimlerin başı çektiği, koskoca bir on yıla damgasını vurmuş şarkılar, klipler, albümler silsilesi gelir gözümüzün önüne. Ne zaman o dönemlere adını altın harflerle yazdıran biri albüm çıkaracak olsa, küçüklük heyecanımla beklemeye koyulurum. "Acaba kapağı nasıl olacak?", "İlk klibi nasıl olacak?", "Şarkı vurucu olacak mı?" diye düşünürüm kendi kendime.
Twitter Takip
26 Aralık 2010 Pazar
Kimin eylemi?
Türk televizyonları son on yılda dizilere teslim oldu. Ondan önce de diziler vardı tabii ama her sezon yıldızı parlayan iki ya da üç dizi olur, bunun yanında haftada bir yayınlanan televizyon filmleri çekilirdi. Artık hangi kanalda ne oynar, ne zaman oynar, takip edilemez hale geldi. Sektör kendini üçe, dörde katladı, reklam payları birçok kanalın ve yapımcının ağzını sulandırdı. Onlarca yapımcı köşeyi döndü, bazı yıldız sanatçıların bölüm başına 80 bin dolar aldığı bile dillendirildi. Ama değişmeyen tek bir şey vardı; o da şartları bir türlü insanileştirilmeyen set işçilerinin, yani o 120 dakikalık yapımların ekrana gelmesinde payı en büyük olan grubun kazandığı para, çalıştığı süreydi. Bazen tam bir gün durmaksızın çalıştılar, sigortaları yapılmadı, set kazalarına kurban gittiler, sağlıklarını yitirdiler. Nihayet sonunda "Yerli Dizi Yersiz Uzun" eylemi yapıldı, sesler yükseldi. Sendikalaşmak için birlik olmalı, tek yumruk haline gelmeliydi çünkü. Eylem günü televizyonda izlediğim kadarıyla oyuncuların birçoğu da oradaydı. Yıldız olanları da vardı, daha az tanınanları da... Bazı yapım şirketlerinin destek verdiği de belirtilmişti ama Medyapım ve Ayyapım gibi pastanın en kremalı tarafını yiyen iki şirketin, eylemi desteklemediği yazılıp çizilmişti. Açıkçası ben, eylemde oyuncuların ön planda olmasından fazlasıyla rahatsız oldum. Çünkü bu eylem; sesini duyuramayan, feryadı cevapsız kalan, yani, verdiği emeğin karşılığını alamayan işçilerindi... Halbuki oyuncular, belki 14-15 saat çalışsalar bile, yaşamlarını kaliteli bir şekilde idame ettirebilecekleri kadar ücretler alıyorlar. Üstelik emeklerinin tam da karşılığı kadar. Senaristler için de aynı durum söz konusu. Halbuki kamera arkasındakilerin durumu bu kadar iç açıcı değil. Belki, oyuncuların her mikrofona kafalarını uzatmasının sebebi, "Arkanızdayız, biz de sizin yanınızdayız" mesajını vermek olabilir. Şahsen ben bu kadar iyi niyetli değilim. Çünkü halk, bunun, set işçilerinin değil, oyuncuların eylemi olduğunu düşünebilir, "Cukkayı götürüyorsunuz, bir de şikayet ediyorsunuz" gibi negatif bir tepki çekebilir. Diğer yandan, acaba oyuncular, bu hiç de insani olmayan tabloda payları olduğunu düşünmüyorlar mı? Eğer süre 45 dakikaya inerse, yapımcıların, yıldız oyunculara bölüm başına verdiği parayı hatrı sayılır oranda indireceğini biliyorlar mı? Biliyorlarsa helal olsun, ama devranın yine aynı şekilde döneceğini düşünüyorlarsa yanılıyorlar. Çünkü hepimiz, iki dakikalık bir sahne için gerekli olan tükenmez kaleme bile yapımcının para ödemediğini, sponsorlarla işi hallettiğini biliyoruz. Kaldı ki reklam payı düştüğü halde, oyuncularına 40-50 bin saçsın...
Twitter Takip
14 Aralık 2010 Salı
"Her şeyden biraz" insanı
Twitter Takip
Şarkıları dağlara olan bir adamı aklamak
Hayatımda gri yoktur, ya siyah, ya da beyaz vardır. Ama Ahmet Kaya, hayatımdaki ender grilerden biri. Çünkü: Müziği bana hitap etmiyor, sesi de. Ama bir yandan protest müziğin Michael Jackson'ı olduğunu da biliyorum. Çünkü kuru kuru protest müzik yapmıyordu, şarkılarına, siyasi söylemlerini çok sanatsal bir şekilde yediriyordu. Ortaya hem derdi olan, hem estetik eserler çıkarıyordu haliyle. Evimizde de dinlenirdi, kasetleri ve bir CD'si vardı. Kulağım aşina yani.
Twitter Takip
9 Aralık 2010 Perşembe
Aile nedir?
Geçtiğimiz ay, Antalya'da düzenlenen "Din, Gelenek ve Modernite Bağlamında Bir Değer Olarak Aile" konferansında Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, yine çok tartışılacak şeyler söyledi. Daha önce de bir çok gaffa imza atan Bakan, bu sefer eşcinselliği resmen bir hastalık olarak nitelendirdi ve ailenin varlığını tehdit eden unsurlardan ensestle yan yana andı. (Büyük ihtimalle, mecburi olarak karşı cinsiyle evlenen eşcinselleri bilmiyor, Sn. Kavaf) Halbuki önceki homofobik açıklamalarında bütün LGBTT topluluklarınca topa tutulmuş, hakkında söylenmedik kalmamıştı. Demek bu protestolardan ya haberi olmamış, ya da kulak erdı etmiş kendisi.
Twitter Takip
7 Aralık 2010 Salı
Şu avatar meselesi...
Twitter Takip
25 Kasım 2010 Perşembe
İllegal albüm indirmek vs. kedi çalmak
Başlık biraz garip oldu ama benim uydurmam değil. Zira Sıla'nın Twitter hesabından yazdığı bir tweet'ten esinlenerek yazdım. "Konuşmadığımız Şeyler" var albümünü çıkaran sanatçı, albümünü internetten indirenlere hitaben şöyle bir şey yazmış: Efendiler! Ha evimden kedimi çalmışsınız, ha internetten albümümü illegal! Daha da kuracak cümlem yok size! Biraz öfkeli, biraz da sitemkar bir ileti. Söylemekte haklı mı? Yerden göğe kadar. Ama iş, sadece bu kısımdan ibaret değil.
Twitter Takip
18 Kasım 2010 Perşembe
Geç kalmış bir kurban yazısı
Malumunuz, şu sıralar kurban bayramını idrak ediyoruz milletçe. Kimimiz bir ay boyunca tıka basa yiyeceği kavurmaların hayaliyle yanıp tutuşurken, kimimiz bu tabloya olanca gücüyle karşı çıkıp, bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Ben ikinci gruptanım. Öncelikle bu karşı çıkışı da kendi içinde ayırmak gerekli bence. Çünkü ne zaman bir kurban tartışması açılsa, kurbancı taraf, karşısındakinin argümanını hiçe sayarak, Doğudaki örenleri ziyaret eden turistlere ezbere metin okuyan çocuklar gibi bütün bildiklerini saymaya başlıyor.
Twitter Takip
18 Ekim 2010 Pazartesi
Herkes mazlum, zalim nerede peki?
Twitter Takip
29 Eylül 2010 Çarşamba
Geleceğin liderine öğütler
Bir kaç gün önce bir gazetede "Çocuğunuzdan lider yaratma yolları" gibi bir yazı okudum ve içimden geçen ilk cümle "Dünyanın dibine kibrit suyu sıkacak bir birey daha yetiştirmek aman ne marifet!" oldu. Elbette bir çocuğa kendini koruması, ezilmeden ve ezmeden hakkını araması gibi özellikler erken yaşta öğretilmeli ama bu klasik insan kaynakları eki manşetli yazıda, çocuklara daha küçücük yaşlarda hayatın gerçek yüzünü göstermeyi salık veren ucube maddeler yer alıyordu. Yahu el kadar yavrucak henüz PlayDoh oyun hamurundan uğur böceği yapmanın, patates baskının (hala varsa) zevkine varamadan akranlarıyla derin bir rekabete girecek, piranha dişleri erkenden bilenecek. Zaten eğitim sistemi de bunu öngörmüyor mu? Daha kreşe giden çocuk dersaneye yollanıyor. El insaf!
Twitter Takip
28 Eylül 2010 Salı
İnsanları tanıyalım: Benim başım bağlı, sen derdine yaniens
Bugünkü insanları tanıyalım köşesinde ele aldığımız süjemiz, başlıkta da görüldüğü üzere 'benim başım bağlı, sen derdine yaniens' türü.
Twitter Takip
22 Eylül 2010 Çarşamba
Tek tip askerlik: 'Öteki'nin intikamı

Neredeyse 4 yıldır efsane halinde dilden dile dolaşan kısa dönem askerliğin kalkması ve sürenin herkes için eşit olması söylentisi çok yakında gerçek olacak gibi. Halen, bu tür söylentilerin, tecillileri kışlaya kuzu kuzu getirtmek amacıyla ortaya çıkarıldığını düşünen iyimserler olsa da bu sefer iş ciddi görünüyor. Fakülte mezunlarının 12 ay yedek subay yahut 6 ay er olarak kısa dönem askerlik yapma haklarının ellerinden alınıp, üniversite mezunu olmayanlarla aynı sürede, er olarak vatani görevlerini yerine getirmesi şeklinde gerçekleştirilecek olan tek tip askerlik uygulaması, şimdiden gençleri ikiye böldü bile. Ömrünün en az 4 yılını (hazırlık okumadan veya hiç kalmadan) fakülte sıralarında geçiren ve hayata 25 yaşından önce atılamayan okumuşların feryadı az da olsa duyulmaya başlarken, askerliklerinin 3 veya 6 ay kısalacağı haberleriyle umutlanan uzun dönemler ise durumdan memnun. Zaten basın da olayı kısa dönemlerin değil, uzun dönemlerin tarafından verip duruyor; askerlik uzayacak değil, kısalacak deniyor.
Twitter Takip
26 Haziran 2010 Cumartesi
Ne inkar, ne itiraf... Bu yalnızca sitem
"Sözlerin büyük, yüreğin küçük. Yanlışların çok, doğruların yok. Kendine göre şanslısın ama bana göre zavallısın" Bu sözler bana ait değil; Google'a "sitem sözleri" yazınca çıkıyor. Daha bin tane emsali var bunun gibi internette, forumlarda. Sevgiliye, arkadaşa ayar çekmek için hazır sözler bile var günümüzde yani.
Twitter Takip
21 Haziran 2010 Pazartesi
Namazında, niyazında insan olmak
Anadolu insanında yerleşik bir deyimdir bu namazında, niyazında olmak. Bir insanın Allah korkusu olduğunu, harama el sürmeyeceğini belirtmek için kullanılır. Ama artık günümüzde pastalamaktan katman katman olmuş kusurları örtmek için, ikincil bir karakter yaratmak için kullanılır oldu. Televizyonlardaki reality show'larda, karısını öldürdüğü şüphesiyle aranan adam için "namazına, niyazında" denmeye başladı. Eğer popülist bir sanatçıysanız, kokain, fuhuş gibi imajınızı yerle bir edecek badirelerden sonra ilk toparlanma cümlesi haline geldi. Beyaz gömlek giyip, Allah kolyesi taktıktan sonra "Bilenler bilir, ben söylemem kimseye ama beş vakit namazımı kılarım. Orucumu tutarım" demek en büyük kurtarıcı oldu. Yani din, iman gibi halk için kutsal olan değerlerin akan suları durdurduğunun farkında olan tilkiler, bunları ağızlarında sakız yaptılar.
Twitter Takip
15 Haziran 2010 Salı
İnsanları tanıyalım: Milenyum kızları

Twitter Takip
12 Haziran 2010 Cumartesi
Dadıysan nefes almaya bile hakkın yok!
Twitter Takip
22 Mart 2010 Pazartesi
Kader nedir sahi?

Twitter Takip
9 Mart 2010 Salı
Yonca Evcimik röportajı
Türk Pop Müziği deyince aklınıza gelen ilk beş isim kim desem, ilk üçte mutlaka Yonca Evcimik bulunur. Çünkü pop müziği pop müzik yapan, ilkleri deneyebilme cesaretini gösteren ve Seyyal Taner’den sonra sahneyi adeta bir oyun alanına çevirebilme yeteneğine sahip nadir sanatçılardan biridir Yonca Evcimik. “Showgirl” kavramını, o zamana dek dansla müziğin bileşimini sadece yabancı sanatçılardan görmeye alışık Türk halkına tanıtmak, Şahin Özer gibi, 80’ler boyunca arabeski beslemiş ve bundan beslenmiş bir yapımcıyı böylesi radikal girişimlere ikna etmek kolay olmasa gerek. Bu yüzden Yonca Evcimik, her anlamda devrimci olmayı başarmış ve 90’lar boyunca pop müzikte tutunan isimlerin önünü açmıştır.
Benim kişisel Yonca Evcimik tarihimse herkesinkinin aksine 1991 tarihli, artık efsaneleşmiş Abone’yle değil, 1993 tarihli Kendine Gel’le başlar. Annemle birlikte Unkapanı’ndan rica minnet aldığımız Sezen Aksu’nun Gülümse posterinin kazara yırtılması, benim akabinde saatlerce ağlamam ve ablamın bir koşu Kendine Gel albümünü alıp elime tutuşturarak feryadımı dindirmesiyle…
O saatten sonra da dönüşü olmadı zaten. Top Pop dergisinden resimlerini kesmeler, kartpostallarını biriktirmeler, Yonca Evcimik ’94 çıktığında, harçlık biriktirip alana kadar kasetçinin önünde vitrini seyretmeler ve klibi yayınlandığında ekrana kilitlenmeler… O artık bir fenomendi, ne yapsa gazetelere çıkıyordu. Bir kadın sanatçı tarafından daha önce dile getirilmemiş sözler söylüyor, belki de seksin sadece bir erkek söylemi olmadığını da böylece kanıtlıyordu. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in şahitlik yaptığı nikahında altı tayttan oluşan bir gelinlik giyerek kendisine yakıştırılan çılgın sıfatını da perçinliyordu. Tıpkı gerçek bir starın olması gerektiği gibi.
İşte o zaman bana bir gün Yonca Evcimik’le röportaj yapacağımı söyleseler asla inanmazdım. Ama şimdi o an gerçekleşiyor.

Yonca Evcimik ’94 albümünün çıkış şarkısı Bandıra Bandıra şimdi bile çok cesur görünen sözlere sahip. O zamanlar böyle bir şarkıyla çıkmaya çekindiniz mi, yoksa git gide muhafazakarlaşıyor muyuz?
© Bu bir Tekke46 röportajıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz, başka bir yazılı medyada yayımlanamaz.
Twitter Takip
23 Şubat 2010 Salı
İnsanları tanıyalım: "Koca da yaparım kariyer de girl"
Eveeettt... (Siz de cümleye evet'le başlayanlardan hazzetmeyenlerdenseniz şimdiden okumayı yarıda kesebilirsiniz)
Twitter Takip

